Bazıları Çıplak Sever
 Giyinecek yalanlarımız yoktu bizim. Sıradanlığımızın alt yazısı böylesine basitti ve seviyorduk aslında yaşamayı. Karar: Hükümsüzdür. Suç yaşayana aittir. İlgili maddeler bizi ıssızlığa itiyordu ama orada kaybolmaktan çok korkuyordu minik ellerimiz. En küçük eller hep acı çekmeye mecburdu. Mecburen ve böylesine gereksizdi yaşadıklarımız.
Biz olmasak kimse bunun farkında bile olmayacaktı. Böylesine anlamsızdı yaşadıklarımız. Kırılan kalbimiz, solan bakışlarımız mutlu edemeyecek kadar yaşlı ve çirkindi dudaklarımız. Her görenin yüzlerce anlam verdiği bakışlarımız bizi mutlu edemeyecek kadar umutsuz ve fakirdi. İçimizde hissettiğimiz aydınlanma, havaların gittikçe kararmasından başka bir şey değildi ve susuyordu ellerimiz.
Terleyecek bir nasır yoktu ellerimizde. Bahçelerde hiç ağaç budamadan ve yaşadıklarımızı derinleştirecek hafızalardan çok uzakta kayboluyordu sustuklarımız. Böylesine kifayetsiz, böylesine kolaydı hikayelerimiz. İçimizi acıtan yokluğun kopuş noktasıydı duraklarımız. Geri dönecek bileti bize yollayacak sevgili çoktan ölmüştü ve bu kıyılarda kaybolsak da bizi arayacak dostlarımız ezberlemişti bizi unutmayı. Çelimsiz cümleler kuruyordu ellerimiz. Bizi bırakma diyen akşamların dili hiç çözülmeyecekti ve sen hiç gelmeyecektin...
Ellerim sensizliğin yalnızlığını ve çelimsizliğini söyleyecekti başka bir durakta. Yaz bitmek üzereydi ve çok üşüyecekti ellerimiz, senden uzakta. Çırılçıplaktı ellerimiz. Yalanlar giydirmedik sevişmelerimiz üstüne. Bazıları çıplak sever. Hiçbir önyargısı olmadan soyunur sevgilerini. Kusuru, tortusu olmadan salıverir bakışlarını üstümüze. Biz siz olmuştuk...
Biz kırk kat yılan derisi içinde sevgimizi ve bakışlarımızı bir başka sefere ertelerdik usanmadan. Kafamızı duvarlara vururken içinden çıkacak yalanlara bakacak olan sadece bizdik. Biz sizi çok sevdik. Biz bidondan su içerken bile çok susuyorduk. Dudaklarımız çatlamış, biletimiz alınmış, başka bir istikametteydi çıplaklıklarımız. Gizleyecek acemiliklerimiz öbür durakta bizi bekliyordu. Ulaşılmaz oluyordu. Tekrarları sevmiyordu. Bağışlamıyordu. Çok seviyordu. Çok acı çekiyordu çıplaklıklarımız.
Çıplaklıklarımızı çok seven oluyordu. Bizi çıplak görmeyi çok sevenler oluyordu. Sonra bizi giydirip boş bir mezara koyuyorlardı. Yanımıza atımızı, yanımıza bakışlarımızı, yanımıza suskunluklarımızı koymuyorlardı. Biz boş boş bakıyorduk sonsuza. Ölüm denen acıyı yaşıyorduk yaşarken. Bu çizgiye birkaç adım mesafeden bakarken göremeyecekti bakışlarımız. Uzaktan izleyecekti olanları...
Beni bırakmanın bilincini seni alamamanın yorgunluğu bitirecekti... Beni yine sen ölderecektin ıssız kıyılarda...
|
|