Freelance Grafik Tasarım | Freelance Web Tasarım | Freelance SEO | Yazıtlar | İletişim | English
Kahve Şarap Dans ve Acı | Bazıları Çıplak Sever | Sensation | Unutamadığım Yolculuklar | Paslı Tren Rayları | Bu Kadar Güzel miydi Sesiniz | Gelmiyorsan
Sensation

-I-

Hayatı bir aşka bedellendirirken seni ve yaşadıklarımızı hiç kirletmedim. Yaşanan ve artık geçmişimiz olan anılarımız 40. odada gizleri ve tozlarıyla sadece bizim içimizde hep olacaklar...

Seni şatondan hiç çıkartamadım biliyorum. Ebedi hapsin ve özgürlüğün olacak o yer kadar sıcak ve güvenilir bir kulübe yapamadım sana ellerimle...

"Gülüşünü özlüyorum, gözlerine yeniden dokunmak ve sesini duymak istiyorum, ama hiç incitmeden..." derken ve seninle konuşurken tekrar birlikte olacağımızı hayal etmek tek umudum oldu. Yanımdasın ve hep öyle kalacaksın...

Yaşadığımız tüm kötülükler birer birer silindi hafızamdan. Şimdi sadece mutlu günlerimizin acı gölgeleri ve dayanılmaz yalnızlıklarımız kaldı geriye...

Senin için inanması ne kadar imkansızsa benim için de anlatması bir o kadar zor.

Çünkü; hayatımın en büyük yarasını alıyorum, sen yoksun...

Bir o kadar yalnızım ve güçsüzüm, ama sen gülmüyorsun...

Hayat kadar acımasız oluyorsun o zaman. Ben kuyunun dibine vururken elini uzatmıyorsun. Seni arıyor gözlerim, gelmiyorsun...

Sana son kez Sevgilim demek istiyorum.

İstiyorum, çünkü; inanmayacaksın biliyorum ama yine de söylemeliyim

Seni ölesiye sevdim...


-II-

Seni ve yaşadıklarımızı hiç bir şeyin bedeli olarak görmedim. Ebedi birlikteliğimizin mutlu ya da geçici günleri olarak yaşadım tüm olanları.

Sen benim ilahi güzelliğimdin ve gelmiştin. Yapılacak tek şey kalmıştı geriye, seni hiç kaybetmemek, çocuğumuzu doğurmak birlikte, gerisi vız gelirdi...

Yanımda kendini evinde gibi hissetmeni istiyordum, çünkü ancak o zaman kendim olabiliyordum bu aşkla beraber. Yeni bir hayat beklerken bizi, ucuna yetişmek; kötü bir koltukta da olsa kendi hayatlarımıza bilet almak istiyorduk aslında. Sense bir öykü kahramanı gibi gelip, sessizce gidiyordun...

Geçmişim bana sır olur, uzaktan da olsa göremem seni bir daha.

İlk ve son aşk tarihçesini yazıyorduk seninle. Birbirlerini çok sevdiler. Birarada olamayacak kadar çok sevdiler ve o günden sonra birbirleri için birşeyler yaptılar, gösteremeyecekleri halde.

Biri bir ev yaptı yanmış ağaçların közünden, diğeri de havuzlar yaptı eğreti otlarından, sırf o adamın hala yanmakta olan evini söndürebilmek için ve suladı hiç usanmadan...

Son yazımı yaşıyordum, sen yoktun. Güneş tepemde cehennem gibi duruyordu, terliyordum. Seni serinletemiyordum. Güneş beni kavurmak için vardı, üşüyordum. Bütün mevsimler kış oldu içimde. Yazın bile çok üşüyordu içimin dokunulmamış yerleri...

Ben ağlıyordum
Seni arıyordu gözlerim
Sen yine yoktun
Kimbilir kaç kış böyle geçecekti amansız, acımasız
Ve sen ısrarla olmayacaktın
Kışlarsa hep olacaktı
Hayatın her yerinde
Ben üşüyordum
Sen biliyordun benim üşüdüğümü ama,
Gelmiyordun
Yine başka bir içülkeye gidiyordun,
Bir öykü kahramanı gibi sessizce...


-III-

Karşımdaydın. Bana bakıyordun tüm cesaretinle. Dikkatlice ve hiç usanmadan. Davetkar bakışlarına bir an bile karşılık verememe kaygısıyla sadece senin bakışlarının içinde kaybolmak istiyordum. Onlarla oynaşıyor, sakinleşiyor ve hırçınlaşıyor ama onlarla güç bulabiliyordum. Bakışların hayatımı teslim alıyordu. Başka bir yerde bulamayacağım bu gerçeklik beni büyüleyip yıllar sonrasına götürüyordu...

Bu bakışlar bir başkasında olamazdı. Bana bakıyor ve her bakışta biraz daha esaretine çekiyordu bilinmeyen bir nedenle. Kokunu çok uzaklardan duyabiliyordum o an . Bu durum kendimi senin erkeğin gibi hissetmeme neden olurken, yanında oturan o adamın elleri oluyordum, yüzünde dolaşan. Sana dokunsa da onu değil beni hissettiğini biliyordum. Gücümü senin varlığından alıyor sana tapacağım bugünü yaşar gibi oluyordum. Sana bir an gülmesem herşey bitecek gibiydi...

Senin umudun, gücün ve yalnızlığın olmuştum sanki o birbirimizi gördüğümüz birkaç dakika içinde ve sanki yıllardır düşlediğimiz düşümüz gerçek olmuştu. Yapılacak tek şey bunu hiç incitmeden kusursuz birlikteliğimize yapılacak küçük bir yolculuktu...

İlle de böyle bir aşk yaratılacaktı hiçbir tortusu, kusuru, yokoluşu ve bedeni olmadan. Aşk biraz da bunları göze almaktı ve biz bunları çoktan öğrenmiştik. Yıllar yıllar sonra duyacağımız acıları orada yaşarken herşeyi göze alıyor, mutluluğumuza gölge düşürecek şüphelere ve tavizlere yenik düşmüyorduk. Bunlar bakışlarımızın portresini daha derin ve dokunulabilir kılıyordu...

Bu yolculuğun başı ve sonu aynı olsa da, başında da sonunda da aynı insanlar olmayacağımızı hiç düşünmeden bir düşün içinde buluyorduk kendimizi. Aşk sonsuz, ölümse yanıbaşımızdaydı...

Yine de senin esirin olmak istiyordum. Gözlerinin bir anlık esareti bile beni özgür kılmaya yetiyordu. Öğrendiğim herşeyi hayatın tüm kurallarıyla yok ederken istediğim tek şey seninle gerçekten konuşabilmek, uzaktan tekrarladığım haykırışların karşılığını birlikteliğimizde bulmaktı. Bulunduğumuz o en uç kıyıdan kalkıp kendi yerimizle, kendi hayallerimizle buluşmak güç olacaktı sonra ama kıyısız kentler gibi durulup ısrarla başka kıyılarda sabahlamayı bir halt bilerek sinsice uyanacaktık sabahları birbirimizden habersiz...

Bağırıp çağırsak da, ağlayıp hırçınlaşsak da, içe kapanıp yüzyıllardır beklediğimiz sevgilimizi kendi bedenine hapsederken kendi benliğimizin zayıflığıyla, başka kıyılarda demir atan ve yaz tatili sonunda geri dönecek olan gemilerin umursamazlığını yaşıyorduk çoğu kez...

Yaz tatili bitmişti. Tatil sonrası anılarımızı anlatmaya hazırdık.


-IV-

İtiraf ediyorum. Çok doğalız. En doğal biziz. Kendimizi bile inandırıyoruz bu cümleye. Sıkışınca sevdiklerimize minik yalanlar söyleyebiliyor, aşık olunca sevgilimizle yüzleşiyor, herşeyi anlatıyor ama o büyülü korkuyla birlikte onun yüzünde kararsız ve korkak bakışımızın gölgesi oluyorduk. Öyle büyük bir korku ki bu hastalık, yokluğunda burukluk ve hiç senli olamamak da var, göze alamadığımız.

Bu korkuyla her anın, her bakışın ve yaşadıklarımızın bir karesi olmalı sonsuza ayarlanmış. Bakışlarının ve gülüşlerinin ve ortak hafızalarımızın kaydını tutuyorum. Tek bir görüntünün parıltısı başka bütün ışıkları sönükleştiriyor. Göğe bakma durağına gidelim, yıldızları izleyelim birbirimize sarılarak, hiç konuşmadan ve sonra sen beni öp parmaklarınla -bu hiç olmamıştı- ve bundan sonra kimse beni senin gibi öpmeyecek, ne acı!

Ben alkolü bırakayım ve kendime daha çok güvenerek konuşayım seninle. Yaşadıklarımızın tümünü kazıyayım beynime. Unutkanlık yapıyor bu alkol. Depresif-agresif-alıngan-hisli-güçsüz yapıyor. Para + iş + askerlik + alkol. Yani çok bilinmeyenli denklemi çözmem zaman alıyor. Hemen senin olmak istiyorum, olmuyor. Kaderin sihirli tokmağı bu sefer bizi ayırmak için var. Sana alkolü bıraktığımı ve çok yakında askere gideceğimi bildiremiyorum.

Mektuplar yazıyorum sana. Hergün. Sorular soruyorum. Neden? "Neden içiyorsun diye sormuyorsun?" Alkolsüz sevişemediğimi (Uyuşturucu bağımlıları gibi) zaten şimdiye dek hiçbir kadınla gerçekten birlikte olamadığımı yazıyorum. 10 senedir hergün içtiğimi ama artık içmediğimi.

İtiraf ediyorum. Bağırıp-çağırıp dinlemeyi ve anlamayı engelledik. İçimizdeki o cılız, o çok içten, o anlayış ve insanlık dolu tınılarımızı duymayı unuttuk. Tanrı bizi unuttu. Dualarımızı dinlemiyor artık!

Ama biz tanrıya inat bir aşkla birden özleyiveriyoruz. Tanımadığımız ya da tanıyıp da artık yanımızda olmayan sevgilimizi...

Tek bir görüntü ışıtıyor heryeri, gözlerimizin kamaşması hiç gitmiyor. Bir anın, sadece bir anın bütün hayatı kapladığı anlar gibi. Bir insanı çok istersem ne yaparım biliyor musun?

Önce o beni istemiyorsa, ben de onu istemiyormuşum gibi yaparım. Unutmak için ne varsa yaparım. Kırıp döker, yırtar atarım hatıraları ve bana seni hatırlatan herşeyi. Eski sevgilimi ararım. Sonunda o insanı, o çok özel insanı unutamadığımı ve unutamayacağımı ve ölesiye istediğimi bir kez daha anlar, hiçbir engel tanımadan, fısıldayarak da olsa son kez "beni bırakma!" derim.
ANA SAYFA BASILI İŞLER WEB TASARIMI
ADNAN SAYKI Tasarım Ofisi  Beşiktaş - İSTANBUL
Tel: (0212) 227 98 07 - (0537) 419 43 23  | asayki@gmail.com | CV | Fotoğraflar | Blog | İletişim Formu
Copyright ©  1994 - 2009   ADNAN SAYKI    İzlenme Adedi: 631     Aktif Kişi Sayısı: